Tırnaklarının arasına toprak dolmuştu; o ise yalnızca kan görüyordu. Gözleri, yuvalarını zorlarcasına bir o yana bir bu yana gidip geliyor, çehresi alev alev yanıyordu. Alnının teri ile gözünün yaşının karıştığı yerde dudakları belli belirsiz kıpırdıyordu. Kaskatı oturuyordu oracıkta, o moloz yığınlarının dibinde. Ama zihninde nehirlerin denizlere koştuğu gibi koşuyordu. Kulaklarındaki uğultu, arada bir istemsiz bir tiksinti olarak çenesine yansıyordu. Bunun dışında yüzü ifadesizdi. Etrafındaki telaş hiç dikkatini çekmiyordu. Yalnız yan yana dizilmiş, tümseklere benzeyen taze eşinmiş toprak birikintileri; yalnız oraya buraya dağılmış öteberi birkaç eşya; yalnız rüzgârın her estiğinde birazını daha alıp götürdüğü o tanıdık kokular ve yalnız... Yalnız bazı boşluklar, düşünce ve duygu boşlukları... Gözleriyle bir o görüntüyü bir bu görüntüyü takip ediyor ve hiç farkında olmadan yumruklarını sıkıyordu.
Bir çocuk yanı başından feryatlarla geçip gitti. Az sonra dönüp durdu. Bu, o çocuk muydu? Ayırt edemiyordu. Tıpkı fotoğrafa odaklanmaya çalışan bir kamera ekranındaki gibi görüntüler bir ileri gidip bir geri geliyordu.
Bulanık, boz bulanık... Toz bulutu genzine kaçtı. Hıçkırığa benzer bir öksürük geldi geçti. Geldi geçti, geldi...
Az sonra bir ileri bir geri sallanmaya başladı. Birileri gelip omzuna dokundu önce, sonra tutup kenara çekmeye çalıştılar sanki. Az öteye bir bomba düştü. Kulağına bir çınlama yayıldı. Ona; toz, toprak, haykırışlar, çığlıklar, kan ve ağıtlar eşlik etti. Dilinde, boğazında ve yemek borusunda bir sancı dolandı. Öğürdü. Yutkundu. Yediği bir şey olsa muhakkak kusacaktı. Sustu.
Başını geriye itti. Yüzünde serin bir yel esti. Yağmur tam da yüzündeki seyrek çillere rast gelecek şekilde çiseledi o sırada. Bir kuş kanadı duydu önce, sonra kanatları toza dumana bulanmış bir ak güvercin olduğunu gördü onun. Tüm zerreciklerine zeytin kokusu doldu. Kuş cıvıltılarına eşlik eden çocuk neşesi vurdu kulaklarına. Kefiyesini düzeltti, ayağa kalktı, yürüdü. Yürürken avucunda sıkı sıkıya tuttuğu karpuz çekirdeklerini toprağa savurdu. Göğsünü derin bir solukla doldurdu. Gökyüzüne baktı. Hiç kuşkusu yoktu. Yağmur yağacaktı.